Babası Bahâeddin Veled Hazretleri’nin Şahsiyeti

Kasım 6, 2016

Babası Bahâeddin Veled Hazretleri’nin Şahsiyeti

Bahâeddin Veled, 1150’de Belh’te doğmuş, babası ve dedesinin mânevi ilimleriyle
yetişmiş; ayrıca Necmeddin-i Kübrâ (? -I22i)’dan da feyz almıştır.

Bahâeddin Veled bütün ilimlerde eşi olmayan, olgun mânâ sultânı idi. İlâhî hakikatler ve Rabbânî ilimlerden meydana gelen uçsuz bucaksız bir deniz gibi olan Bahâeddin Veled, Horasan diyarının, en güç fetvaları halletmede tek üstadı idi ve vakıftan hiç bir şey almazdı; devlet hâzinesinden kendisine tahsis edilen maaşla geçinirdi.

Kaynakların ittifakla rivayetine göre, devrinin âlimleri ve ulu müftüleri, Hazret-i Muhammed’in manevî işaretiyle, Bahâeddin Veled’e Sultanul-Ulemâ unvanını vermişlerdir. Bundan sonra da Bahâeddin Veled bu unvanla yâd edilmiştir.

Bu unvanın verilişi Türklerin adetiyle de izah edilebilir.

Türklerin güzel karakterlerini gösteren birçok âdetleri vardı. Türkler, yüksek kabiliyet ve fazilet sahiplerinin tanınmadan kaybolup gitmesine, unutulmasına razı olmazlardı. Onları halkın gözünde belirtmek, halkı ilim ve irfana yöneltmek için o gibi büyüklere lâyık oldukları birer unvan verilirdi. Bu an’ane, Türklerin ilme, fazilete karşı saygı duygularını gösteren parlak bir delildir.

Hattâ an‘ane gereğince imzaların üstünde bu unvanları kullanmaya mecburdurlar. Onlar kazandıkları bu unvanları kendileri için manevî bir rütbe sayarlar, nefisleri için bundan asla gurur duymazlardı.

Alimler gibi giyinen Bahâeddin Veled, âdeti üzre, sabah namazından sonra, halka ders okutur; öğle namazından sonra dostlarına sohbette bulunur; pazartesi günleri de bütün halka va‘z ederdi.

Va‘zı esnasında umumiyetle, Yunan filozoflarının fikirlerini benimseyenlerin görüşlerini reddeder ve;

“Semavî (Allah’tan olan, İlâhî) kitapları arkalarına atıp, filozofların silik sözlerini önlerine alıp itibar edenlerin nasıl kurtulma ümîdi olur.” derdi. Bu arada Yunan felsefesini okutan ve savunan Fahreddîn-i Râzî’ye ve ona uyan Harezmşah’m aleyhinde bulunur; onlan bid‘at ehli (dinde, peygamber zamanında olmayan, yeniden beğenilmeyen şeyleri çıkaranlar) olarak görür ve şöyle derdi:

“Muhammed Mustafa’nın yürüyüşünden daha iyi yürüyüş; yolundan daha doğru bir yol görmedim.”

Hayatı
About admin

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir